OĞLUM
Sen
doğar
doğmaz
suya
bırakılan
bir
andın.
Binlerce
metre
yükseklikteki
kaynaktan,
dünyaya
denizlere,
göllere
akandın.
İyiki
geldin
dünyama,
beni
düne
bağlayan
yanım,
yarına
açılan
aydınlığımsın.
Hayallerimin
gerçeği,
en
güzel
rüyalarla
beslenen
halisin.
Sen
olmasan
ben
anlamsızım.
Daha
dün
gibi
doğuşun, parmaklarımdan
tutup
yürüyüşün,
acemice
koşuşun.
Meraklandıkça
öğrenmeye
hevesin.
Öyle
itina
ile
büyüydün
yıllarca
beklenen
olduğundan
belki,
seni
herkes
çok
sevdi
can
OĞUL.
Sana
bir
şey
olu
diye
içim
titrerdi,
hastalanmasın
ben
hastalanayım
derdim.
Deden,
teyzen,
dayın
emrine
amadeydi.
Baban
ne
zaman
büyüyüp
benimle
konuşacak
diye
sabırsızlanıyordu.
Ne
çabuk
geçiyor
zaman
acın,
acımdı,
içim
acırdı,
canım
yanardı.
Herkes
gibi
sende
büyüdün,
bu
ilk
elimi
bırakışındı.
İlk
heyecanın,
ilk
endişen.
Yeni
bir
ele
sarılıyordun
sımsıkı,
elini
tuttuğun
öğretmenin,
benim
kadar
sende
emeği
olan
ilk
öğretmenindi.
Sen
öğret
ona
dedim,
dünü,
bugünü
ve
yarınları
bilgilerle
donat....
Artık
oğlum
sana
emanet,
emanetimi
canın
gibi
taşı,
kutsal
kitabın
gibi
taşı.
Sende
benim
kadar
sev,
çünkü
o
bun
değer,
o
benim
OĞLUM.
Ben
bir
anneyim,
canımdan
can
kattım
ona,
eğer
can
vermek
gerekirse
yeniden
bin
canım
feda
sana.
Canına,
tenine,
yüreğine
zarar
gelmesin
dayanamam
o
benim
OĞLUM.
Ölümüne
bir
sevgi
bilmem
nasıl
anlatılır
ki,
yaprağına
çiğ
düşse,
yüreğim
incinir.
Bu
gün
16
'sın
da
delikanlısın,
canların
canısın,
ömrün
sağlıklı
ve
uzun
olsun.
Yaşamak
en
çok
sana
yakışıyor,
çünkü
sen
yaşamsın
canım
OĞLUM.
F.HAMZAÇEBİ