Dr. ELGİN
Eğitim Bilim Uzmanı
SMS:0532-516 09 28
İŞLEVSEL OKUR-YAZARLIK
Geçen haftaki yazımda okulların açılması
sebebiyle, okur-yazarlığın önemi üzerinde
durmuştum. Bu yazımda da okur-yazarlığın
hangi düzeyde olursa ekonomi ve toplumsal
gelişme üzerinde olumlu etkilerinin
olduğundan söz etmek istiyorum.
Yapılan bir araştırmada okur-yazarlığın
ekonomide % 44 oranında bir fark yarattığı
bulunmuş. Yani okur-yazar olanların
okur-yazar olmayanlara göre ekonomiye
katkılarının % 44 olduğunu açıklıyor.
Şüphesiz burada kastedilen ekonomik
faydanın sağlanabilmesi, okur-yazarlık
becerilerinin işe yarar işlerde kullanılması
halinde geçerlidir. İşe yarar okur-yazarlık
deyince; okur-yazarlığımızı işimizde,
hayatımızda kullanılmasını kastediyoruz.
Örneğin: İşimizle ilgili kaynakları okuyarak
kendimizi yanlış iş yapmaktan koruyabilir;
malzemeden, zamandan, maliyetten ekonomi
sağlayabilir kaliteyi ucuza maledebiliriz..
Bu, bizimle aynı işi, el yordamı ile yapan,
yazılı kaynaklardan yararlanmayan
meslektaşlarımızla rekabet gücümüzü artırır.
İşlerimizi daha bilinçli ve bilgili
yapabildiğimiz oranda müşterilerimizin
güvenini kazanır ve onlara daha ucuz ve
kaliteli mal ve hizmet sunabilir, kendi
müşteri hacmimizi giderek büyütebiliriz.
Okuduğumuzu anlayabilmemiz için, belli bir
hızda okuma becerisine sahip olmamız
gerekir. Okuma hızı da ancak, sürekli olarak
okuyarak geliştirilebilir. Okuldan sonra
okuma-yazma becerilerini kullanmayanlar bu
becerilerini geliştiremedikleri için giderek
okuma-yazma hızlarını ve okuduklarını anlama
becerilerini de kaybederler.
Her gün bir şeyler okuyarak okuma hızını
artırmak isteyenler; çevrelerinde yeterli
okunacak malzeme bulabilirler. Günlük
gazeteler, haftalık gazete ve dergiler,
kutsal kitabımızın meali, işimizle ilgili
kitaplar, broşürler, tarih ve coğrafya ile
ilgili kitaplar, hikaye ve romanlar ve
bunlara benzer pek çok kaynak bizim ilgimizi
beklemektedir. Bunları para ile alamadığımız
durumlarda kütüphaneden sağlayabiliriz.
Bizim okuyup yazdığımızı gören çocuklarımız
da okuma-yazma becerilerini geliştirmek için
bizi taklit ederler. “Oğlum-kızım ben
okuyamadım, aman sen oku!” demekle
çocukların okuma-yazmaya ilgi duyacakları
düşünülmemelidir. Yapılan araştırmalar,
ana-babası okumayan çocukların okul
başarılarının düşük olduğunu
göstermektedir.
Son 25-30 yıl içerisinde bilgisayar
teknolojisinin gelişmesi, yeni tür bir
okur-yazarlığı gündeme getirmiştir. Artık
bundan sonra “Bilgisayar okur-yazarlığı” ön
plana çıkmaktadır. Doğru dürüst konuşamayan
çocuklar bile bilgisayar başına geçip
oyunlar oynamakta, biraz da büyükleri;
internete girip tanıdıkları tanımadıkları
insanlarla yazışabilmektedirler. Bizim
onları kontrol altında tutmak için bu
konuyla da ilgilenmemiz gerekiyor. Yaşımızı
bahane edip bu gelişmelerden uzak durmamız
yarınlarımız olan çocuklarımızı bekleyen
tehlikelerden habersiz kalmamız doğru
değildir kanaatindeyim.
Bilgisayarla ilgili söylenecek pek çok şey
var şüphesiz. Bu konuyu ileriki bir
yazımızda ele almak dileği ile aydınlık
günler dilerim.
|