SAĞLIK
SORUNLARI
Avrupa ortak pazarına girmeye çalıştığımız
şu sıralarda her türlü olumsuzluğu devleti
yönetenlere yüklemek kadar ayıp bir şeyi
kabul edemiyorum. Devleti yönetenlerin
sorumluluğu olduğu kadar o devlette görev
alanların da sorumluluğu yok mu? Devleti
yöneten, yücelten, o devleti saygın
devletler haline getirecek olanlar yöneten
ve yönetilenlerin yanı sıra görevleri
olanların akıllanacağı zamanı beklemek ise
çok büyük bir gaflettir. Ama ne yazık ki
gelin görün hala sorumluluk bilincinin çok
az kişide olduğunu görmek beni çok üzüyor.
Devlet bir bütündür ve yönetenleri ile
yönetilenleri kesinlikle benim sorumluluğum
yoktur deme hakkına sahip olamaz. Bu gemi
batınca farelerin kaça bilecekleri başka
gemi yoktur, bunun da böyle bilinmesi
gerekir.
Ülkemizde büyük bir sağlık sorunu
vardır. Vardır da bu sağlık sorununun
nedenlerini araştıranlar ise hala birçok
konuda beyinleri karıştırmaya devam
ediyorlar. Gerçi bu beyin karıştırma,
karşılıklı olarak da yapılıyor gibi geliyor
bana. Ama şu bir gerçek her kuruluş başkanı
ve bakanının sorumlulukları tek tafralı
olarak yargılanamaz ve yargılanmamalı. Aynen
eğitimdeki boşluklarda karşılıklı restleşme
ve sorunları çözmekten daha çok zıtlaşarak
halkı bezdirme noktasına gitmeye çalışmak
gibi. Ne eğitimde ne de sağlıkta kişilerin
siyasi görüşleri ön planda olmamalı ve olmaz
da. Ne yazık ki bizde uzun yıllardır siyasi
hareket ön plana çıkmış, kişisel çıkarlarla
bu sorun birleşince ortaya bir ucube
çıkmıştır. Eline kim alırsa alsın onun
elinde kalıyor.
25.Temmuz.2006 günü bir trafik
kazası geçirdim. Kullandığım özel araç ile
İzmir’den
Menderes (Cumaovası ) karayolunu kullanarak
sahil kesime çıkarak Kuşadası ve ıradan da
Davutlara gidiyordum. Saat 12.30 civarında
bir trafik magandasının bizi zorlaması ile
ben kullandığım aracın kontrolünü kaybettim,
kazaya yaptım. Kullandığım araç takla attı
ve Allah’ın inayeti ile ben sıyrıklarla
atlattım, annemin 4 sol kaburga kemiği
kırıldı ve çok ucuz atlattık. Şimdi o
olaydan sonra benim cevap aramaya başladığım
şu sorular oluştu. Bunların da
araştırılmasını, ilgili devlet
kuruluşlarının bu konuda çok duyarlı
olacağını da umuyorum. İsterseniz bu
soruları birlikte soralım.
Sağlık bakanımız ve bakanlığın
üst düzey yetkililerinden cevap beklediğim
noktalar:
1. Kaza yerine gelen 112 Hızır
Acil servis ambulansı aldığı yaralıyı kendi
kafasına göre bir sağlık kuruluşuna mı
götürecek hastasını yoksa bilinci ve şuuru
açık hastanın istediği yere mi götürecek?
Kaldı ki benim vücudum her türlü
antibiyotik ve penisiline alerjim var,
annemin de ilaç alerjisi var. Lütfen bizi
Dokuz eylül üniversitesi hastanesine götürür
müsünüz dediğim halde biz dinlenmedik ve
İzmir’de Bozyaka Devlet (SSK Hastanesi
olarak ta hizmet veriyor.) hastanesine
götürüldük.
Sayın bakanım bu konuda şunu
öğrenmek istiyorum; sağlık kuruluşlarını
hastamı seçecek yoksa hastane kendi mi
seçecek? İnsanda ilaç alerjisinin önemini
bilmeyen dr. yoktur ama bize böyle bir
uygulama neden yapıldı?
2. Kazanın olduğu gün iki sağlık
kuruluşunu ve verilen hizmeti gördüm. Biri
Devlet hastanesi, diğeri Özerk üniversitenin
sağlık kuruluşu ve aralarında öyle bir
uçurum var ki karşılaştırmak bile
istemiyorum.
Bozyaka Devlet hastanesinde (SSK
Hastanesi olarak ta hizmet veriyor.) Acil
servis kayıp. Kayıp çünkü acile gelenlerin
çok zorlandığı koşullar var. Yoğun bakımda
hasta yakınları dışında herkes dolaşıyor.
Koridorlarında sigara içiliyor. Görevlileri
dinleyen yok. Ben kazanın şoku ve bedenimin
yavaş yavaş soğumaya başlaması sonucu
hareket kabiliyetimi yitirmeye başladım.
Annemin de aynı durumda olduğunu görünce
görevli doktorlardan beni ve annemi Dokuz
Eylül Üniversitesi hastanesine sevk istedim.
Bizi Tepecik Devlet Hastanesine (SSK
Hastanesi olarak ta hizmet veriyor.) sevk
ederiz diye tutturdular. Dört saatlik bir
uğraş sonunda annemin kırıkları ortaya
çıktı, bende bir şey yok denildi. Annem
Dokuz Eylül üniversitesine sevk edildi. Ben
de taburcu oldum. Şimdi burada şu üç soru
aklıma takıldı:
a) Bir hastanın hayati önemi ortada
iken, HİPOKRAT YEMİNİ yapan bu doktorlar
neden bu kadar ısrarla bizleri bu hastanede
oyaladılar ve annemin sağlık sorununa
müdahaleyi 5 saat gibi geciktirdiler? Ayrıca
ilaç alerjisi olan insanların sağlığı ile
neden bu kadar duyarsız kalınıyor?
b) Ben sağlam raporu ile sevk
edildikten sonra eve yatmaya gidemedim ve
bayıldım. Annemin gitti hastaneye giderek
yoğun bakıma alındım ve iki gün yoğun
bakımda kaldım. İnsan hayatı bu kadar mı
ucuz demeyeceğim sayın bakanım. Bunda sizin
suçunuz yok. Hipokrat yemini yapan
doktorların belki yoğun mesaileri, belki çok
yorgun olmaları, hastane acil servisinin
koşulları, ama bu durumu da siz mi
yapacaksınız, yoksa hastane yönetimi mi
hazırlamak zorunda, bunu öğrenmek istiyorum?
Devletten para isterken hizmet götürülmesi
gerektiğini ne zaman öğreneceğiz ben bunu da
anlayamadım.
c) Sağlık kuruluşlarında genelge
doğrultusunda hastanın isteği ön planda
tutulur ve istediği yerde tedavi alabilir
denildiği halde ben ve annem için neden 5
saatlik bir gecikme oludu, ilgililerin
cevabını bekliyorum?
3. Hastane girişlerinde hasta
yakınlarının yığılmaları ve bu yakınların
topluca yoğun bakım kısmı ile hastane
koridorlarını doldurmalarını önleyecek
önlemler ilgili kuruluş yönetici ve
amirlerince almaları mümkün değil mi, yoksa
onun önlemini de siz alacaksınız?
Gerçi bu konuda hasta yakınları
inanın çok duyarsızlar. Bunu gördüm ve
şahidim. Bu konunun daha değişik bir biçimde
ve değişik zamanlarda ve hastane çevrelerine
yapılacak uyarılı levhalarla dikkat çekme
olamaz mı? Hasta yakınlarının yoğun
baskıları ile bazı hastanelerde doktorlar
çalışamaz, görev yapamaz durumdadırlar. Bu
duruma nasıl bir önlem düşünüyorsunuz?
Bize hizmet sunan o gün görev
yapan doktorlara yine de teşekkür etmek
isterim. Ama şunu unutmasınlar ki, her şey
devletten beklenmemeli. Bu taşın altına
elinizi sizlerde sokun lütfen, olmaz mı?
25.Temmuz.2006 günü akşam 20.00
civarında gitmiş olduğumuz Dokuz Eylül
Üniversitesi Araştırma Hastanesinde
gösterilen tedavi hizmeti anlayışına hayran
oldum. Oraya vardığımda zaten kendimi
kaybetmiş ve bende derin uykulara girmişim.
Kendime geldiğimde başımda hemşire ve
nöbetçi doktorların müdahalesi ve soruları
ile karşılaştım. Annemi sorduğumda
saplığının iyi olduğunu söylediler. Daha
sonra film çekimlerinin yarısının bittiğini
öğrendim. Diğer çekimler içinde görevli kişi
tarafından ilgili yerlere götürülüp
getirildim. İki sağlık kuruluşu ve
aralarında ise dağlar kadar fark var. Hoş
bazı hasta yakınlarının bu hastane için bazı
serzenişleri vardı ama onu yapanların
haksızlık yaptığını da gördüm. İki hastane
ve değerlendirmesi sayın bakanım başta sizin
dikkatinize ve sonra ilgili birimlerin
dikkatine sunuyorum.
Sonuç olarak şunu söylemek isterim
ki, bu devleti şuan yöneten siyasi kadronun
hatasıyla doğrusuyla yaptıkları olacak,
hatalarının hesabını verecektir. Ama bu
hataların oluşumunda sadece 24 bakan ve ya
bürokratları olamaz. Nasıl ki bir geminin
batmasında sorumluluk sadece gemi kaptanına
ait değilse ve tayfası da sorumlu ise
kuruluşların da sorumlulukları vardır. Hak
aradıkları ve haklarını aradıkları eylemler
de ne kadar haklı iseler ve haklarını
istiyorlarsa, hizmet sunmanın da sorumluluk
olduğunu unutmasınlar. Hak arayışı tek
taraflı olmasın lütfen. Bu gemi batarsa hep
beraber batacağız. Sadece baştaki 24 kişi
batmayacak.
Kalın
sağlıcakla.
İzmir. 31.07.2006
Hüseyin DURMUŞ
Emekli Edebiyat Öğretmeni
|